Sayfalar

15 Şubat 2012 Çarşamba

AĞAÇLARIN KORUNMASI

3.2.2. AĞAÇLARIN KORUNMASI

Ağaç korunması kuvvetli ve sağlıklı ağaçlar yetiştir­mek suretiyle yapılır. Kabuk böcekleri için üreme yiyimi yapılan yerler veya hastalıklara sebep olan organizmalar için giriş yerleri olarak kullanılabilen odun kısmı, pe­riyodik budamalarla uzaklaştırılır. Budamalar aynı zamanda rüzgâr veya buz kırmalarına uğrayan ve böylece de tehlikeli yaralara sebep olabilen dalların uzaklaştırılmasını sağla­mış olur. Bununla beraber karaağaçları böceğin erginlerinin çıkış devresi olan Nisan ve Ekim arasında budamak doğru ol­maz. Budanacak dallar, odunda hastalıktan dolayı meydana ge­len renk değişmesinin görülebildiği noktanın en az bir metre aşağısına kadar kesilmelidir (Sümer, 1984).

Zararlılarla mücadele ilaçları ile muamele etme, sulama ve gübreleme; ağacı kuvvetli tutma ve ıslah etme bakımından önemlidir. Mücadele ilaçlarına böcekler ve ağacı zayıf dü­şüren hastalıkların kontrolü için ihtiyaç duyulabilir. Park ve çimenlik sahalarda iyi toprak şartlarında yetişen araç­lar sık gübreleme istemezler. Bununla beraber, kökleri kaldırım altında kalarak dar bir çimenlik şeridinde yetiştiri­len cadde ağaçları, normal gelişmelerini sürdürmek ve kuv­vetlerini korumak için daha fazla gübre ihtiyacındadırlar.

Ağaçlar sık ve şiddetli şekilde, motorlu vasıta vs. çarpması sonucu oluşan mekanik yaralanmalardan korunmalıdır. Kabuğu soyulmamış karaağaç tomrukları hiçbir surette canlı ağaçların yakınında bırakılmamalıdır. Bütün kesim ve buda­malar kabuk böceği erginlerinin çıktığı Nisan ayından önce bitirilmelidir.

Hastalıkla etkilenmediği taktirde karaağaç kerestesinin değeri yüksek olduğundan bunun satışıyla elde edilecek kazanç bütün mücadele masraflarını fazlasıyla karşılayabilir.

Kabuk böcekleri, yakınlarında bulunan karaağaç materya­li üzerinde üreme yiyimi ve beslenme yiyimi yapma eğiliminde olmalarına rağmen, birkaç kilometre uzağa da gidebilirler. Belediye yetkililerine, süsleme maksadıyla cadde ve parklar­da yetiştirilen karaağaçlardan ölenlerin hemen çıkarılması ve ölü dalların budanması önerilir. Çünkü şehir ve kasabalarda uzaktan gelen hastalığa yakalanma şansı, kırlık yörelerdekinden daha azdır.

3.2.2.1. İlaç Püskürtmek Yoluyla Gerçekleştirilen Kontrol

Son elli yılı askın zamandan beri Avrupa ve Amerika'da hastalık için bir kimyasal kontrol yolu bulmak maksadıyla çok sayıda çalışma yapılmıştır. Böceklerin beslenme yiyimini ön­lemek için ağaçlara püskürtülebilen insektisid'ler ağaç kök­leri civarında yere sıvı halde dökülebilen veya gövde içeri­sine şırınga edilebilen sistematik fungisid ve insektisid'ler üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Bunlar arasında, ağaçlara püskürtülebilen insektisid'ler üzerinde dikkatler yoğun­laşmıştır. Ağaç üzerinde uzun zaman kalabilen ve çevre şart­larından bozulmayan, insan ve faydalı canlılara zarar verme­yen, çevre kirlenmesine sebep olmayan bir madde bulunmayışı, bu yaklaşımı kesintiye uğratmıştır. Örneğin 30 sene kadar ön­cesinin en tesirli ilâcı DDT insan ve hayvanlara zararlı oldu­ğundan bugün bırakılmıştır. Bu konudaki çalışmalar devam etmektedir (Sümer, 1984).

3.2.2.1.1. Karaağaçlara İnsektisit Püskürtülmesi

Karaağaçların hastalıktan dolayı fazla telef olmaları karşısında ilâçla mücadelenin gerekli olduğu anlaşılmış, şimdilik en uygun ilâcın da Methoxychlor (ticari ismi Marlate'dir) olduğu so­nucuna varılmıştır (Sümer, 1984).

Püskürtme maddeleri ağaçlara, ya hidrolik püskürtücüler ya da ilâcı sis halinde üfleyen makineler kullanılarak uygulanabilir. İnc kareye[1] 600 pound[2] kadar basınçla dakikada 60 galon 'luk[3] bir çıkışa sahip olan hidrolik pülverizatörler en iyi neticeyi vermiştir. Sis üfleyen makineler, dakikada en azından l galon püskürtme maddesi çıkış­lı olmalıdır.

Ağaçların yapraklı olduğu zamanlarda ilâç püskürtüldüğü taktirde ağaç kabuğunun ilâçla örtülmesi tam gerçekleş­mez. Bu sebeple ilâç uygulaması ilkbaharda tomurcuklar pat­lamadan ve çiçekler görülmeden hemen önce, sonbaharda ise yapraklar döküldükten sonra yapılmalıdır. Bu şekildeki tatbikat için %25'lik methoxychlor ec'dan[4] 8 kısım alı­nır, 100 kısma tamamlanmak üzere su ile karıştırılır, bu ka­rışım hidrolik püskürtücüler için uygundur. Sis üfleyen maki­nelerde kullanılacak karışım da yine %25'lik methoxychlor ec’un 5 kısmına 10 kısma tamamlanmak üzere su ilave edilerek ha­zırlanır. Bunlara benzer kullanma talimatları methoxychlor ambalaj kutularında yazılıdır (Sümer, 1984).

Hidrolik püskürtme ekipmanı kullanıldığı zaman, hiçbir ilâçsız kısım kalmamak., şartıyla kabuk yüzeyini ıslatmak için yeterli oranda püskürtme ilâcı kullanılmalıdır, fakat kabuğun üzerinden akma olmamalıdır. Bunu sağlamak için meselâ 15 m. boyunda bir karaağaca 20-30 galon ilâç gereklidir. Sis atan makineler kullanıldığı taktirde, ilâç kalıntısı öyle çabuk kurur ki kabuk yüzeyinden aşağı akma meydana gelmez (Sümer, 1984).

Kabuk böceği beslenme ve üreme yiyiminin önüne geçmek için ilâcın kabuk yüzünü tam kaplaması önemlidir, yani bunun için dikkat edilmelidir. İlâçla kabuğun iyice örtülmesi­nin sağlanması iki işçi çalıştırılarak kolaylaştırılabilir. işçilerden biri püskürtme yaparken diğeri belli uzaklıkta durarak ilâçsız kalan kabuk kısımlarını ona işaret eder. Methoxychlor gibi emülsiyon tipinde püskürtme maddeleri, bir sa­at içinde yağmur yağmadığı taktirde, çok çabuk kurur.

İlkbaharda Scolytus sp. böcekleri aktif hâle geçmeden evvel karaağaçlar ilaçlanmalıdır. Püskürtme işi rüzgârsız, yağmursuz ve sıcaklığın donma noktasının üstünde olduğu gün­lerde yapılır. Rüzgarlı günlerde ilaçlama yapılırsa, methoxychlor, balık üretme göleti, dere, tarla, otlak ve çayırlık­lara taşınabilir. Arıların ve tozlaşmaya hizmet eden böcek­lerin çiçeklere koyduğu periyotta bu ilaç kullanılmaz. Methoxychlor'un zehirli etkileri vardır. Bu bakımdan, ilaç am­balajları açılmadan önce üzerinde yazılı olan talimat mutlaka okunur. Talimatta belirtilen miktar ve zamanlarda kullanılır. Kullanılmadığı zaman orijinal kutusunda ve kilit altında saklanır. Besinlerin taşındığı araçlarda asla tanınma­malıdır. Püskürtme yapılırken, ilâcın yerde göllenmesinden kaçınılır. Çünkü kuş ve hayvanlar bundan içebilir. Püskürt­me işi sırasında insan ve hayvanlar uzaklaştırılır. Lastik eldiveni ve yağmurluk giyilir. Püskürtme maddesi teneffüs edilmez, ilaçlamadan hemen sonra, yemek yemeden ve sigara içilmeden önce el, yüz ve elbiseler sabunlu su ile yıkanır. Alet de yıkanır, içinde artan cadde akarsulara yakın yerle­re dökülmez (Sümer, 1984).

Methoxychlor kaza ile insan vücuduna dökülürse kirle­nen elbise derhal çıkarılır ve deri sabunlu su ile yıkanır. ilaçlamadan sonra baş ağrısı ve bulanık görme gibi rahatsız­lıklar olursa doktora müracaat edilmelidir (Sümer,1984).

3.2.2.1.2. Karaağaç Tomruklarına İnsektisit Uygulaması

Kabuğun yakılması bir alternatif olmasına rağmen, zaman zaman arazideki istif yerleri ve kereste depolarında, karaağaç tomruklarında böcek kolonizasyonlarının önüne geçmek veya ön­ceden kölenize olmuş tomruklardan böceklerin ergin halde çıkı­şına engel olmak amacıyla insektisid püskürtmesi uygulanır. Bu amaç için, bir benzenhegzaklorür (C6H12Cl6) olan % 25'lik gamma BHC (Ticari adı Strykol BHC veya Lindane'dir), parafin veya başka bir hafif yağ da emilsiyon ha­line getirilerek kullanılır. Püskürtme yüksek güçlü bir aletle yapılır, elle çalışan püskürtücüler ancak az miktarda tomruk ilaçlamak için uygundur (Sümer,1984). Püskürtme Mart ve Nisan 'da kabuk kuru olduğu zaman ya­pılır, çok soğuk havalardan kaçınılır, istif sahasının her metrekaresine bir litre ilaç hesap edilerek, bunun l/-2/3 kısmı tomrukların arasına ve kesit yüzeylerine, kalanı da istifin dışa gelen kısmına püskürtülür (Sümer,1984).


[1] l inç kare : 6,4516 santimetre kare

[2] l pound : 0,4-536 kilogram

[3] 1 galon : 4,5461 litre

[4] emülsiyonlaştırma kabiliyetindeki konsantrasyon

BİR ÇATI BAHÇESİ NASIL YAPILIR NELER EKİLİR PROJESİ NEDİR

BİR ÇATI BAHÇESİ NASIL YAPILIR NELER EKİLİR PROJESİ NEDİR

Birçok katlı evlerde yaşayan birçok insan pencerelerinin önünde bir bahçelerinin olmasını ve oturma odalarından doğruca bir çimenliğe çıkabilmeyi isterler. Eğer yakınınızda bir çatı veya bir veranda varsa, bu hayallerinizi gerçekleştirebilir.

Burada anlatılan, 50m²’lik geniş bir veranda da tesis edilen, dördüncü katta konumlanmış bir bahçedir. Bu bahçenin sahipleri arazilerindeki boş alan küçüldüğünde ve temiz havada dinlenmek için yeterli alan kalmadığında, evlerini bu yolla genişletmeyi düşünmüşler. Dördüncü katın mukavemeti bir çatı bahçesini destekleyebilecek kadar dayanıklıdır. Tasarımcı Ewa Najder ve yapıcı Bogumil Lipnicki bu projeyi gerçeğe dönüştürmek için yardımcı oldular.

Bitkilerle çevrili olan çimenlik alan çatının merkezinde bulunmaktadır. Her bir sınır, çalılar ve çok yıllık bitkiler için ayrıldı ve tahta kazıklardan yapılan kısa çitle çevrildi. Hatta küçük bir kaya bahçesi için bile bir yer vardı. Yürümeyi kolaylaştırmak için bahçe kısmen, çakıllarla kaplandı. Terakota döşemeler daireyi bahçeyle birleştirir. Tüm veranda bir duvarla çevrilidir. Şaraplar için destek olduğu gibi bir süs olarak da hizmet eden tahta pencere kafesi duvara bağlanmıştır. Bahçede üzerinde oturabileceğiniz 30-40cm yüksekliğinde olan kütükler bulunmaktadır.

NASIL YAPILIR?

Bahçenin tesis edildiği çatı, verandanın köşesinde bulunan su oluklarına doğru hafif bir eğimle betonla kaplanır. Bahçe zemini, oturma odası kotundan 15cm daha aşağıda tasarlanır, böylece izolasyon ve drenaj kotları için yer bırakılmış olur. Önce, lastik kese astar, betonun üstüne doğrudan doğruya serilir. Veranda bununla kaplanır ve astarın duvarlara çevrildiği yerde 10 cm’lik alan bırakılır. Yapım havuzları için ikinci katman olarak özel 1mm kalınlığında astar kullanılır ve bu da duvara çevrilir (su oluklarının bulunduğu yerde, astarda drenaj açıklıkları vardır). Bir sonraki adım 5-10cm kalınlığındaki fırınlanmış kil parçalarından oluşan drenaj elemanının yayılmasıdır. Drenaj katmanında, toprağın yıkanarak gitmesini önleyen bir filtre olarak kullanılan gevşek tekstürde özel bezler üst üste getirilerek yerleştirilir.

10cm kalınlığındaki çakıldan oluşan katman,yolların planlandığı alana yayılır. Bitkiler için ayrılan yerler perlit, turba ve kabukla karıştırılmış bahçe toprağı ile doldurulur. Turbalar toprağın emme kuvvetini arttırır ve perlit ve kabuklarla toprak daha hafifleşir. 10cm’lik bir toprak katmanı çim alanlar için yeterlidir ama çalıların dikildiği alanlarda bu kalınlık 40cm’e yükseltilmelidir.

Tahta kazıklardan yapılan çitler, metalden yapılan L şeklindeki desteklerle yerlerine tesis edildiler. Bu L şeklindeki destekler yukarıda tarif edilen bezlerin üzerine yerleştirilir (toprağın yıkanıp gitmesine engel olan bezler). Her bir desteğin dik konumdaki kolunda 2 delik açılır ve teller bunların içinden geçirilir. Bu yüzden destekler sabit ve çitler aşağı devrilmezler. Desteklerin basınca dayanıklılığı test edilmiş ve demiryolu traversi ve kafeste olduğu gibi koyu kahverengi boyanarak verniklenir. Bütün gerekli materyaller binanın dışına kurulan bir asansörle duvarın üstünden getirilir. Bu asansör uygulama süresince yerinde tutulur. Toprak hazır olduğu zaman dikime başlama zamanı gelmiştir. Çam kabukları çalıların arasına yayılır. Çim alan halı çimden oluşturularak, zeminde saklanmış plastik şeritle çevrilmiştir.

BURADA HANGİ BİTKİLER YETİŞTİRİLMELİDİR?

İĞNE YAPRAKLI:

Juniperus communis 'Hibernica'

Juniperus virginiana 'Skyrocket'

Pinus mugo

Tsuga canadensis 'Jeddeloh'

Picea glauca 'Conica'

Chamaecyparis pisifera 'Filifera Aurea'

HERDEMYEŞİL GENİŞ YAPRAKLILAR:

Rhododendron japonicum

Cytisus

Cotinus coggygria 'Royal Purple'

Buxus sempervirens

Potentilla fruticosa

Euonymus 'Emerald Gaiety'

YERÖRTÜCÜ, SARILICILAR:

Clematis

Partenocissus tricuspidata

Hedera helix.

Ayrıca başka çok yıllık bitkiler, süs çimleri, küçük herdemyeşil çalılar kenarlarda yetiştirilebilirler. Kaya bahçeleri için uygun olan türler seçilmiştir çünkü bunlar zor koşullarda iyi büyürler. Yazın, geranium’lar ve petunia’lar çiçek açarak güçlü renklerini bahçeye katarlar.

HATIRLAYIN:

    Bir mimar, bahçe oluşturulmadan önce çatının dayanıklılığını hesaplamalıdır. Kolay bir sulama yöntemi gereklidir.ince toprak tabakası fazla güneşe maruz kaldıklarından çabuk kurur ve bitkiler sıkça sulanmaya ihtiyaç duyarlar. Çok fazla yayılmayan türleri seçmek lazım. Toprak muntazam olarak gübrelenmelidir, sulama ve yağmurdan dolayı mineraller yıkanırlar. İnce bir toprak içinde büyürlerken bitkiler donmaya daha yatkındırlar. Bu yüzden kışın toprak dallarla,kuru yapraklarla ve samanla örtülmelidir.

Herkes fotoğrafta görülen büyüleyici pencerenin gerçek olmadığını fark edemez. Bu “trompe l’Oil” illüzyon sanatı, 3 boyutlu görme hissi verir. Barbara Deren-Marzec tarafından boyanmıştır. Bir sanatçı ve bahçenin sahibinin arkadaşıdır. Resim 2x2m boyutlarındadır. Önce, pürüzsüz boya üzerinde kalemle skeci yapıldı. Daha sonra sıcakken yumuşak olan arcylic plastik boyalarla resmi bitirmiştir. (Bu boyalar silinmez ve güneş ışınlarıyla solmaz.)

AKASYALAR NEDİR? ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ

AKASYALAR NEDİR? ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ 

Mımosaceae famılyasına ait akasyalar çokça ağaç,az olarak da ağaççık ya da boylu veya bodur çalı durumunda bulunurlar. Yapraklarını kışın dökenleri bulunduğu gibi ,kış-yaz yeşil olanları da vardır. Dikenleri bulunur ya da bulunmaz,yaprakları çokça bileşik tüysü yaprak durumunda olup birçok yaprakçıktan kuruludur. Bazen tüysü yaprak yerine ince ve uzun flokladlar görülür. Yaprak sapları uzunca olup çoğunlukla genişlemiş durumdadır. Yaprak dizilişi almaçlıdır. Kulakçık çoğunlukla dikene değişmiştir. Çiçekler güzel kokulu olup sarı renkte ve küçüktür. Örtü yaprakları çanak ve taç olarak ayrılmıştır ve dörder parçalıdır. Ercikleri çok sayıdadır. İpçikleri uzundur. Çiçekler başçık ya da başak kuruluşunda toplu durumda bulunur. Meyve bakla durumundadır.(1)

Dünyanın tropik ve subtropik bölgelerinde bulunurlar. Tersiyer devrinde Orta Avrupa’da da yerli olarak bulunmakta iken bugün daha dar bölgelere yayılmış bulunmaktadır. Özellikle Avustralya’da, Afrika’da Sudan’da ve güney bölgelerinde, Orta Amerika’da, Asya’nın tropik bölgelerinde yetişen türleri vardır.(1)

Akasya ağacının ilk yaşadığı yer Karolin ve Virjinya sınırları dahilinde ‘galleghanv’ dağlarıdır. Bu ağacı Avrupa’ya ilk tanıtan kişi ‘Jan Ruben’dir.(2)

Akasya ağacı Türkiye’ye 1850 tarihinde gelmiş ve ilk geldiği yer de Ege bölgesi olmuştur. O yıllarda akasyaya karşı alaka gösterilmemiş olmasından çoğalamamıştır. Bursa Ziraat Mektebi ile İstanbul Halkalı Ziraat Mekteplerinin açıldığı yıldan sonraki senelerde mektep idaresinin Avrupa’dan getirttiği diğer ağaç tohumları ile birlikte akasya tohumları da getirilmiş ve o tarihten sonra Bursa ve İstanbul bölgesinde çoğalmasına ve daha sonraları da İzmir, Adana, Edirne, Erzincan,Çorum,Konya, Kastamonu illerimizde açılan ziraat okulları ile bu ağacın çoğalmasına yardım edilmiş. Zaman geçtikçe tohumu ve fidanı vilayetten kazalara hatta köylere varıncaya kadar az miktarda dağıtılmış yayılmış ve çoğaltılmıştır.(2)

Büyük Önder Atatürk, Anadolu’nun büyük inkılabı ile birlik yarattığı milli yenilikler arasında, bir de ziraat inkılabına örnek ve görenek olmasını işaret buyurduğu, merkezi Ankara şehrinde bundan 65 yıl öncesine kadar kara, kuru, çıplak bir halde bulunup şimdiki Atatürk Orman Çiftliğinin ne içilecek bir yudum suyu ne de gölgesinde barınacak bir tek ağacı dahi olmamakla beraber, basit ziraat yapılan sahaları bile yoktu.(2)

Toprağının iyi olmamasından bu kısır yerlerde ilk olacak ve yetişecek akasyadır denmiş ve ilk defa akasya ağacı fidanlarının dikilişine başlanarak dört senede dört milyon ağaç dikilmiştir.(2)

Bugün Ankara’da Orman Çiftliğinde akasya ağacı ile yapılan geniş yeşillik gözle görülmeyecek derecede geniş ve gören gözlere şenlik vermektedir(2)

Akasyalar cinsinin 700 kadar türü vardır. Akdeniz çevresi ülkelerde ve yurdumuzda da yetiştirilmektedir. Kuru ve fakir topraklarda yetişebilmektedir. Bazı türlerinin meyvelerinden, kabuk ve öz odunlarından tanen ve zamk elde edilmektedir. Büyümeleri çabuktur. Kıyı ağaçlamalarında ve özellikle kumulların durdurulmasında faydalanılmaktadır. Genel olarak donlara karşı duyguludur. Rüzgara karşı muhafazalı yerleri seçerler.(1)

Acacia cinsinin bazı türleri,

Acacia abeileyana F. Muell. :

Yurdunda 3 metre kadar boylanabilen, kış ve yaz yeşil ağaççık ya da çalı durumunda bulunur. Dallar mavimsi boz renkte ve tüysüz olup çoğunlukla sarkık durumdadır. Yapraklar 4-5 cm. uzunlukta, katlı tüysü yaprak durumundadır. Yaprakçıklar 4-8 mm. Uzunlukta, açık mavimsi renkte, çiçekler yuvarlakça başçık görünüşünde olan 20-30 çiçekten oluşmuş 5-10 cm. boyda salkım kuruluşunda toplanmış olup altın sarısı rengindedir. Kireci sevmez. Avustralya’da yerli olarak bulunur.(1)

Acacia dealtbata Link. :

Yurdunda 30 metre kadar boylanabilen, kış ve yaz yeşil ağaç ve ağaççık durumunda bulunur. Gövde ve ana dallarda kabuk düzgün ve açık boz rengindedir. Sürgünler ince, sık ve gümüş renginde, tüylü olup köşelidir. Filokladiler bulunmaz, yapraklar 7-12 cm. uzunlukta, katı tüysü yaprak durumunda, yaprakçıklar 4-8 mm. Uzunlukta, taze iken yumuşak, gümüş renginde tüylü ve mavimsi yeşil renktedir. Çiçekler yuvarlakça başçık görünüşünde, güzel kokulu, sarı renkte ve çok çiçekli bileşik salkım kuruluşunda toplanmıştır. Kıştan bahar aylarına kadar çiçekli olarak görülür. Ilıman bölgelerde yetiştirilebilir. Buralarda 20 metre kadar boylanabilir. En çok tanınan ve yetiştirilen bir akasya türüdür.(1)

Çok erken, Ocak-Mart da çiçek açar. Soluk sarı renkli küre biçimindeki çiçeklerden birçoğu bir araya gelerek bol çiçekli kurulları oluştururlar. Bu akasyanın bir alt türü olduğu sanılmaktadır.(3)

Vatanı Avustralya, Tasmanya’dır. Fakat uzun zamandan beri Güney Avrupa’nın park ve bahçeleri ile Orta Avrupa’da süs bitkisi olarak kültüre alınmış, hatta Güney Avrupa’da yer yer yabanlaşmış, naturalize olmuştur. Türkiye’nin sahil şehirlerinde, özellikle İstanbul’da adalardaki bahçelerde çok görülür. Kış sonları, bahar başında çiçekleri İstanbul’daki çiçek pazarında yanlış olarak ‘mimoza’ diye satılır. Dekoratif bir park bitkisi olan bu akasya türü Türkiye’nin hemen bütün kıyı şehirlerinde yetişebilir.(3)

Acacia fornesiana(L.) Willd. :

Vatanı Dominik Cumhuriyeti olan bu tür ufak bir ağaç veya 3-4 m. Boyunda bir çalı halindedir. Yapraklar iki katlı tüysüdür. Kulakçıkları dikene değişmiştir.(3)

Vatanı dışında ılıman iklime sahip olan yerlerde süs bitkisi olarak Kuzey Afrika’da, Güneybatı Avrupa’da, özellikle Cezayir’de büyük ölçüde yetiştirilmekte, açık sarı renkli kokulu çiçekleri destile edilerek farmaside kullanılmaktadır. İstanbul adalarında bu türe, az sayıda da olsa rastlanır. Mahalli halk ‘Amber’ adını vermektedir(3)

Aynı gruptan yani kulakçıkları dikene dönüşmüş durumda olan akasyalardan A. Catechu Willd. Türünün çiçekleri salkım kuruluşunda toplanmış olup yuvarlak başçık görünüşündedir ve sarı renktedir.(1)

Acacia senegal Willd. Türünde ise gene salkım kuruluşunda toplanmış bulunan başçık görünüşündeki çiçekler beyaz renktedir.(1)

Acacia cyanophylla Lindl. :

Kalın dallı, yuvarlak tepeli bir ağaçtır. Gövde ve kalın dalların tanence çok zengin, koyu renkli düzgün bir kabuğu vardır. Tüysü yapraklar körelmiştir. Yaprak sapları 20-30 cm. ye ulaşabilen mavi-yeşil dar şerit halini almıştır. Çiçekler küçük, başçıklar oluşturacak şekilde bir araya toplanmıştır. Toprak ve nem isteği fazla olmadığı halde hızlı bir büyüme yaptığından vatanı dışında ağaçlandırılmalarda, özellikle sahil kumullarının durdurulmasında büyük ölçüde kullanılmaktadır. Olağanüstü kuvvetli kök ve kütük sürgünü yapma özelliğine sahiptir. Vatanı Batı Avustralya’dır. Güney Avrupa’da naturalize olmuştur.(3)

Akdeniz çevresinde çok yetiştirilmekte, Kıbrıs adasında kumulların durdurulmasında faydalı noktadır. Bugün Güney Anadolu’da , Antalya, Manavgat dolaylarında da aynı şekilde kullanılmaktadır. Tohumları Ada’ dan getirildiği için, Antalya’da mahalli olarak “Kıbrıs Akasyası” adı verilmektedir. (3)

Acacia longifolia Willd. :

9 metre kadar boylanabilen ağaç, ağaççık ya da çalı durumunda bulunur. Sürgünleri tüysüz olup köşelidir. Yaprakları 15 cm. kadar uzunlukta, dar mızrak biçiminde, yassıca yaprak sapı görünüşünde, sert, derimsi olup sarımtırak yeşil renktedir. Yaprak boyunca uzanan 3 ya da 4 damar bulunur. Çiçekler açık sarı renkte ve yaprakların koltuğunda, silindir görünüşünde olan başak kuruluşunda, bakla durumunda olan meyve 10 cm. kadar uzunluktadır. Avustralya’da , Tasmanya’da yerli olarak bulunur. (1)

Acacia melanoxylon R. Br. :

Yurdunda 25 bazen de 30 metreden çok boylanan geniş ve yuvarlak tepeli ağaç durumunda bulunur. Sürgünler tüylü olup köşelidir. Yapraklar 13 cm. ye kadar uzunlukta, nispeten etlice, eğri kılıç görünüşünde, yaprağın ucu ve tabanı dardır. Uzunlamasına 3-5 belirgin damar bulunur. Genç bitkiler de katlı tüysü yapraklar görülür. Çiçekler güzel kokulu ve yuvarlakça başçık durumunda olup sarı renktedir. Yaprakların koltuğunda salkım kuruluşunda bulunur, kuruluşta az çiçek vardır. Bakla meyve 5-10 cm. uzunlukta, yassı ve eğricedir. Avustralya’nın güney doğu bölgelerinde yerli olarak bulunur. Yurdu dışında da yetiştirilir. Mobilyacılıkta faydalanılır. Bazı yol ağaçlamalarında da kullanılır. (1)

Acacia verticillata Willd. :

Yurdunda 9 metre kadar boylanan ağaç, ağaççık ya da sık görünüşlü çalı durumunda bulunur. Yeni sürgünler tüylü olup köşelidir. Yapraklar altışar yapraklı çevrel durumda olup sivri uçlu, düz, dar yaprak sapı görünüşünde, yumuşak oldukları için batıcı değildirler. Çiçekler sarı renkte, yaprakların koltuğunda, salkım kuruluşunda bulunurlar. Çiçekli zamanı Nisan-Mayıs aylarıdır. Bu türde çiçekler yuvarlak olmayıp silindir görünüşündedir. Avustralya’da , Tasmanya’da yerli olarak bulunmaktadır. Güzel görünüşü bakımından süs bitkisi olarak değerlidir. Akdeniz ülkelerinde ve bu arada yurdumuzda ılıman bölgelerde açıkta yetiştirilmektedir. (1)

Akasyaların yararları ve kullanım alanları :

Hızlı büyüdükleri için ağaçlandırmalarda, özellikle vatanları dışındaki ılıman iklimlere sahip yerlerde, örneğin, Akdeniz çevresinde kumulların durdurulmasına hizmet etmektedirler. (3)

Akasyanın Avustralya, Doğu Hindistan, Afrika ve Amerika’da yayılmış olan birçok taksonları vardır. Bunlardan bazılarından elde edilen zamkın kullanılışının çok eski bir geçmişi vardır. Bu, Mısırlılar tarafında daha İsa’nın doğumundan önce 17. Yy. da kullanılmakta idi. En temiz ve makbul olan zamk; A. Senegal Willd., A. Glaucopylla Stend., A. Abyssinica Hochst., A. Decurrens Willd. Türlerinden elde edilir. (3)

Acacia arabica Willd. Türünün henüz olgunlaşmamış olan meyveleri tanence çok zengin olduğundan aynı meşelerden elde edilen mazılar gibi, siyah ve kahverengi boyaların yapımında kullanılır. A. Melanoxylon R. Br.’ın ise çilek gibi güzel kokulu kıymetli odunu vardır. (3)

Akasya ağaçları kokulu ve mezbul çiçek açmasından arıların istifadesinde mevkii bulunması nedeniyle Balkanlarda bal piyasalarında Akasya balının daha yüksek fiyatla satıldığı öğrenilmiştir. Akasya ağcının çiçeğinden kokulu şurup ve kolonya yapılmaktadır. (2)

Akasya ağacının mahsülü olan tohum kapsülleri ile birlikte ve henüz kapsüller yeşil renkte olduğu zaman taze olarak veya sonbahardan sonra kuruduğunda ılık su ile ıslatılarak yumuşadığında bakla ve fasulye gibi yem olarak koyun, keçi, ,inek hayvanatına verilir. (2)

Tropik Afrika kökenli olan Acacia senegal’den, yapıştırıcı madde ve mürekkep yapımında, eczacılıkta, şekercilikte ve başka sanayi dallarında kullanılan Arap zamkı elde edilir. Akasya ağaçlarından çoğunun gövde kabuğu, sepicilikte, eczacılıkta ve boya, mürekkep gibi bazı ürünlerin yapımında kullanılan tanen açısından zengindir. (4)

Az sayıda bazı akasya türlerinin ise odunu değerlidir. Bu türlerin başlıcaları Avustralya kökenli Acacia melanoxylon ile yarran ( Acacia homalophylla ) ve Hawaii kökenli Acacia Koa’dır. Ana yurdu A.B.D’nin güneybatısı olan ve buradan Hindistan ve Avrupa’ya yayılan Acacia farnesiana, parfüm yapında kullanılan güzel kokulu sarı çiçekler verir. Avustralya türlerinin pek çoğu, çiçeklerin hoş görünümü nedeniyle süs bitkisi olarak dünyanın hemen her yanına yayılmıştır. (4)

Türkiye’de birçok Avrupa ülkesinde ve A.B.D’ de akasya adı ile bilinen beyaz salkımlı ağaçlar aslında gerçek bir akasya değildir. Bu yüzden botanikçiler, gerçek akasyalarla aynı cinsten olmayan bu ağaçları yalancı akasya ( Robinia pseudoacacia ) olarak adlandırırlar. 20-25 metreye kadar boylanabilen bu gösterişli ağaçlar, gölge vermesi için yol kenarlarına, park ve bahçelere dikilir. Çiçeklenme zamanında sarkık salkımlar halinde kümelenen küçük beyaz çiçekleri de çevreye tatlı ve baygın bir koku yayar. (5)

Gerçek akasyalar güzel görünümleri dışında odunundan özsuyuna kadar hemen her şeyinden yararlanılan çok değerli ağaçlardır. Güney Afrika , Avustralya ve öbür tropik ülkelerdeki büyük tarım işletmelerinde bu ağaçlar özel olarak yetiştirilir. Avustralya yerlileri, mulga ( Acacia aneura ) adını verdikleri bir akasya türünün dallarından mızrak sapları ve bumerang yaparlar. Akasyaların yaprakları ve meyveleri de hayvan yemi olarak kullanılır. (5)

KAYNAKÇA:

1. Gökmen,Halil.,Kapalı Tohumlular,Orman Genel Müdürlüğü Yayınları,Ankara:1990,s 485-88.

2. Öğütçü,Mahir.,Faydalı Ağaçlardan Akasya Ağacı,Kastamonu İl Basımevi, Kastamonu:1935, s 1-21

3. Kayacık,Hayrettin., Orman ve Park Ağaçlarının Özel Sistematiği, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul:1982, s 62-6

4. Ana Britanica, Ana Yayıncılık, İstanbul: 1986, Cilt 1, s 248

5. Temel Britanica, Ana Yayıncılık, İstanbul: 1992, Cilt 1, s 105.

Hazırlayan:

Ş.İlkay İnci

9714456

BALTA-AYAKLILAR NEDİR? ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ

BALTA-AYAKLILAR NEDİR? ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ

Tarak, istiridye, midye ve terodo gibi yumuşakçalar, balta-ayaklılar (Pelecypoda) sınıfına girer. Ancak kabukları iki bölüme ayrıldığı için daha çok çift kabuklular (Lamellibranchia ya da Bivalvia) adıyla anılırlar. Kabuğun iç yüzeyi, sedef maddesi olarak bilinen bir katman ile kaplıdır. Bu katman ince taneciklidir. Beyaz renkli olabildiği gibi gökkuşağının tüm renklerini de içerebilir.

Bir iki güçlü kasla birbirine tutturulan iki kabuk sıkıca birbirlerine kapanabilir. Bir midye yada tarak açıldığı zaman kopan şey, bu kaslardır. Tarak gibi bazı çift kabuklularda hayvanın bir yerden ötekine gitmesi için kabuğun dışına çıkan, iyi gelişmiş bir ayak vardır. Ancak gerçek midyeler hareket edemezler. Deniz dibinde katı nesnelere sıkıca yapışırlar, çift kabuklularda ayrıca kafa yoktur.

Bazı çift kabuklular, sifon adı verilen iki boruya sahiptir ve bunlarla suyu içeri çekip dışarı atarlar. İçe çektikleri suda bulunan bir hücrelileri, yumurtaları, larvaları, yosun sporlarını ve küçük bitkileri yerler. Ağızlarından giren bu besin maddeleri sindirim kanallarına gider. Oksijende iki solungaç aracılığı ile kana karışır. Artıklar ise sifondan atılan su ile çıkartılır.

Ahtapot NEDİR? ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ

    Ahtapot NEDİR? ÖZELLİKLERİ HAKKINDA BİLGİ Bu canlılara Yunanca’da Sekiz ayak anlamına gelen Ostopus adının verilmesinin nedeni ayaklarının sekiz kola ayrılmasıdır. Bu hayvan papağanınkine benzeyen ağzını, avını parçalamak için kullanır. Ahtapotların kol ve gövde uzunluğu 5cm ile 9m arasında değişir. Bazı yerlerde şeytan balığı denilen türlerinin ağırlığı 35kg’a çıkabilir. Ahtapot, deniz dibinde kolları üzerinde sürünür. Kimi zamanda suyu gövdesinin içine çekip dışarı püskürterek yüzer. Ahtapot, genellikle ürkek bir hayvandır gündüzleri yarıklara saklanır; geceleri avlanmak için bulunduğu yerden çıkar.

Ahtapot eti, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın kıyı bölgelerinde sevilen bir yiyecektir. Uzak Doğu ile Güney Pasifik adalarının bazı bölgelerinde de aranılan bir besin maddesidir.